O kadar çok hırpalanıyor ki…
Güç dengelerinin elinde oyuncak olmuş durumda,
Kurtulmaya çalışıyor yine de başaramıyor…
Her gün yeni bir olay gündeme geliyor, elini veriyorsun kolunu istiyorlar. Kolunu veriyorsun başını istiyorlar, bir türlü elindekiler ile tatmin olmayan…
Her ne kadar üstü örtülmeye çalışılsa bile tüm bu kaosun çıkma nedeni; şu altı harfli kelime “Kimlik”…
Ne olacak, bir fikri olan var mı?
Her şeyleri olan ama hiç bir şeyleri olmayan insanlar gibiyiz. Yaşlı ve güngörmüş insanlar ile konuşurken hepsinin de geçmişe derin bir özlem duyduğunu görüyorum.
Her ne kadar saklanılmaya çalışılsa bile akşamın yasemin kokulu büyülü havasında bu hasretliği ve çaresizliği koklayabilirsiniz…
Kıbrıs’ın eski sokaklarında dolaşırken ruhumda, acayip derecede, ihanet, terk edilmişlik gibi duygular, fırtına misali esip geçer…
Bir zaman başkalarına ait olan şu evlerde oturan insanlara bakar ve onlar adına hem üzülür hem de sevinirim.
Sevinirim çünkü geçmişi bilmiyorlar, üzülürüm çünkü o evdeki derin hüzün onlara da çökmek üzeredir.
İnsanların umursuzluğu, çıkarcılığı ve cahilliği yüzünden darp edilmiş ve artık derin bir sessizliğe gömülen kendimiz, varlığımız, kimliğimiz ve Kıbrıs’ım…
Doğarken bize verilen daha sonra ise kendi zayıflığımız yüzünden şekillenen hayatlarımız ve kimliğimiz…
Benim güzel Kıbrıs’ım…Seni çok seviyorum…
Bugün Mesarya ovasından geçerken, seyrime takıldı, sarı renkteki ovalarımız ve masmavi gökyüzümüz…
Ne kadar güzelsin Kıbrıs’ım, senin taşına toprağına şükürler olsun. İyi ki benim vatanımsın, iyi ki ben burada doğdum, iyi ki varsın…Seni hiç bir zaman ne olursa olsun bırakmayacağız…