Bugün takvime bakarken bu yılın bitmesine sadece bir ayın kaldığını gördüm…

Ömrümüzden mevsimler bitiyor,

Ömrümüzden biten ve giden şeylerin de yerine hemen vakit kaybı olmadan başka  birşeyler başlayıp giriyor…

Tıpkı yeni bir yılın gelmesi gibi, tıpkı yeni bir yaşın alınması gibi…

Sanki bir gün misali geçen yıllar…

Yaz geliyor, kış geliyor derken yıllar geçer ve biz her seferinde bunun hem sevincini hem de hüznünü yaşarız…

Çoğu zaman içine girdiğimiz yeni yılı hep birşeylere yeniden başlamak ve durmadan bu başladıklarımızı bitirme telaşı ve mükemmel yapmak kaygısıyle bitiririz…

Halbuki bir soluklansak ve arkamıza yaslansak… 

Hani derler ya koptuğu yerde kopsun…

Her zaman olmasa bile bazen gerçekten koptuğu yerde kalsın diyebilmeliyiz…

En azından o nefes alma anında ne yaptığımıza, ne yapacağımıza karar veririz…

Eğer kafamız çok yorgunsa sadece hiç birşey yapmadan da durabiliriz…

Sevmek gerek beklemeyi,

Sevmek gerek soluklanmayı…

Akışa bırakabilmeliyiz olayları…

Geçenlerde bir mola zamanımda bunları düşündüm…

Kendimi çok yorgun hissediyordum…Ne kadar çabalasam da bazı şeyleri değiştirme gücümün olmadığını anladım, akışa bırakmaya karar verdim.

O an bir kuş kadar olmasa da bayağı hafiflediğimi farkettim…Demek ki buymuş dedikleri…Akışa bırak…Elinden gelenin en iyisini yapmaya çalış, çabala ve olmuyorsa akışa bırak…

Bugün günlerden Cuma, dışarıda soğuk bir hava ve güneşin ısıtmayan gülümsemesi var.

Her sabah güneş doğmadan kalkıp sporumu yaptıktan sonra güneşin tan yerini ağarttığı saatlerde yudumladığım kahvemi, her defasında keyif ve şükranla içiyorum…

Ve bugün yine düşündüm…Yüzde yüz tüm çabanız ve gücünüzle bir şeyi sonuçlandırmaya doğru götürdüğünüzde, istediğinizi henüz elde edemediyseniz akışa bırakıp seyretme zamanı gelmiş demektir…

Bırakınız evren ve Yaradan sizin başladığınızı bitirsin…

Güzel bir haftasonu diliyorum…

Yorum yapın