Bazen hayatımızda öyle bir noktaya geliriz ki daha önceden cesaret edemediğimiz, karar almakta ikilem yaşadığımız her ne varsa, bizim tarafımızdan keskin bir bıçak darbesiyle kesilir ve atılır…

Buna siz ne dersiniz bilmiyorum ama ben buna kararlılık derim…

Buna artık kangren olan her ne varsa kökten çözüm derim…

Daha da gerçeği buna ben haddini bildirmek derim…

Eskiden zorlandığım bu konuda artık bayağı ustalaşıyorum. Canımı sıkan her kim olursa hemen sınırlarımı destürsuzca belirliyorum. Karşımdaki insana da ben buyum fotoğrafını çekip eline veriyorum. 

Çok eskiden süklüm püklüm olurdum “aman karşımdaki incinmesin” “aman şimdi o ne diyecek, bu ne diyecek, onları memnun edeyim de boşver beni”…

Eminim şu an yazımı okuyan sizler de bunları yaşamışsınızdır. 

Daha sonra bu halden biraz üst sınıfa geçtim, gerektiğinde sesimi çıkarıyordum ama bazen de susuyordum. 

Anladım ki insanlar susanı güçsüz olarak görüyor.

Kibar olup sesini çıkarmadıkça karşı taraf bunu kendi lehine çevirmek istiyor…

Devir artık değişim devri, kendi içimizde değişim devri…

Yaşadığımız dünyada devrimler olurken, bizim kendi içimizde bu değişimin olmaması imkansız. 

İlkbaharın esintisi gibidir kendi içimizdeki değişim, şaşırtıcı ve ürpertici ama bir o kadar da huzur veren…

İnsanları kırmadan maalesef bazen yol alamıyoruz. Karşımızdaki insanın kırılması gerekirse kırılacak…Hem onun hem de sizin bundan hayırlı bir kazanım sağlamanız açısından bu olacaktır…

Yazımı esprili bir şekilde bitiriyorum; kırılmak üzülmek istemiyorsan, ne kır ne de üz…Ama bunu yaptıysan da cesaretle sonuçlarına katlan…

Yorum yapın